8 Mayıs 2017 Pazartesi

Çeşm-i Cihan bu m'ola?

Planlanmış bir geziydi bu sefer ki. Hafta sonu tatiline bir de resmi tatil eklenince üç günü değerlendirmek de haliyle bize düştü. Mavi ve yeşilin kıyasıya rekabet ettiği Amasra aklımıza gelen yegane seçenekti. Hele bir de mevsim ilkbahar olunca yeşilin tüm tonlarını doyasıya görmek görsel şölenimizin en önemli parçasıydı. Gruptakilerin bir kısmı ulaşım için otobüsü tercih ederken, özel aracımızı biz de onların rotasına göre ayarladık. Otobüs yolculuğuna katılanlar ile aynı saatlerde Amasra'da buluşacağımızdan mola süremiz yaklaşık olarak bir saat kadar uzayacaktı. Yeniçağa beldesine ulaştığımızda gördüklerimizin rehavetine kapılmak işten bile değildi. Kuş cıvıltıları arasında hem etrafı gezdik, hem de piknik yaptık.

Tekrar yola koyulduğumuzda heyecanımız bir hayli artmıştı. Yol güzergahında gördüğümüz araçların büyük bir kısmı Amasra'ya doğru yol alırken Bartın levhasını gördüğümüz anda otobüsle gelenlerin bizden önce şirin beldeye ulaştığını öğrendik. Hem grubumuzla hem de Amasra'yla buluşma hevesimiz dakikalar sonra gerçekleşti.


Amasrayı ilk kez görenlerin yarattığı şaşkınlığı izlemek eşsiz manzarayı seyretmek kadar ilginç. Bu nedenle olsa gerek, Fatih Sultan Mehmet de Amasrayı gördüğünde lalasına, "Çeşm-i Cihan bu mu ola?" sorusunu yöneltmiş. Yanıt kimilerine göre değişse de benim için kesinlikle evet.


İşimizi şansa bırakmayarak günler öncesinden yerimizi ayırt etmenin rahatlığıyla eşyalarımızı gelişigüzel odalarımıza bırakarak sahile indik. Bahar mevsiminin tatlı ferahlığına Karadeniz esintisi de eklenince yol yorgunluğundan kısa sürede uzaklaştık.


Konaklama açısından şimdiye kadar sıkıntı yaşamamış olsak da bilhassa kısa süreli tatillerde İstanbul ve Ankara'dan gelen tatilcilere karşın önceden rezervasyon yaptırmak makul bir seçenekti. Fazla lükse sahip olmasa da kıyı boyunca yer alan birkaç otel, pansiyon, hotel ve apart otel seçenekleriyle her bütçeye hitap eden Amasra'nın mekanları ihtiyaçları karşılar düzeyde.


Amasra sofralarını her daim taçlandıran balık seçenekleri Nisan ayının son günlerinde de revaçtaydı. Tercihlerimizi Barbun, Mezgit, Alabalık ve Hamsiden yana kullandık. Balık olur da salata olmaz mı? Olur olmasına da eğer Amasra daysanız balık kadar lezzetli ve albenili bir şekilde masanızı süsler salatası. Rivayete göre salatayı eşsiz kılan da çeşnisi. Velhasılı birçok bitki bir araya gelince kendiliğinden oluşuyormuş salatası.


Akşam geç saatlere kadar açık olan lokantalarda balığın dışında da seçenekler mevcut. Sabahları erken saatlerde açılan mekanlarda denizi izleyerek yöresel kahvaltı yapmak da cabası. Benim için sabah kahvaltıları günün diğer öğünlerinden çok daha önde olduğundan kendi hazırladığım muhtelif kahvaltı tercihimdir.  Bu nedenle Amasra'ya uğrar uğramaz yöresel ürünlerin satıldığı halk pazarına uğrarım. 

Barış Akarsu parkının yakınındaki yöresel pazarda köylülerin yetiştirdiği yeşillikler, turşular, ev yapımı reçeller, manda yoğurdu ve birçok ürün gönül rahatlığıyla alınabilir. Köylü pazarındaki bahçe marullarının ve dağ reçelinin tadına bakılmazsa yolculuk eksik kalır kanımca
.

Bugün gezimizin ikinci günü. Dünkü yorgunluğun ardından iyi bir kahvaltıyı hak ettiğimiz kanaatindeyim. Nereden aklıma geldiğinden emin olmamama rağmen, Amasra'da Trabzon ekmeği ve tereyağı arama çabalarım hayal kırıklığı ile sonuçlanınca yürüyüşüme yeni bir kılıf bulmak durumundayım.


Hayli erkenciyim bugün. Buğulu bir günde Karadeniz'in şirin beldesini turlamak felekten bir gün çalmak gibi. Marketlerden umudumu kesince sahildeki bir mekanda denize karşı çay içerek Amasrayı seyre dalıyorum.


Yanım sıra ilerleyen köpekleri atlatarak yürüyüşüme eşsiz doğa manzarasıyla devam ediyorum. Sisin muhteşem silikliği yavaş yavaş dağılırken balıkçı kasabası da ufaktan ufağa güne uyanıyor.


Yeşil ve mavinin kucaklaştığı sahil boyunca yürüyüşe çıkanlar gördükleri güzellikleri bir biri ardına ölümsüzleştiriyor. Barış Akarsu parkından başlayıp iskeleye doğru ilerlediğim güzergah boyunca gördüklerimi belleğimde taze tutmaya çalışsam da nafile. Gördüğüm her güzelliğin ardından yenisi ilmek ilmek işleniyor.


Günün ilk müşterileri için hazırlık yapan mekanların telaşları sabahın muhteşem buğusuna saygı duyar nitelikte.


Teknelerle sahil boyu gezmek isteyenler için kırk beş dakikalık yolculuğun bedeli kişi başı 13 lira. Lokantalarda ızgara, tava balık seçenekleri mevcutken teknelerde de balık ekmek yemek mümkün. Üstelik fiyatları da hayli uygun.

Amasra Kale'sinden etrafı seyretmek için sarf edilecek çabalar yorgunlukları unutturan cinsten. Kalenin dibinde yer alan mekanlarda gece ilerleyen vakitlere kadar balık servisi devam ediyor. Balık keyfine evinizde de devam etmek istiyorsanız hareket saatinden önce balıkçılara sipariş vermeniz yetiyor. Karton ambalajlara istiflenerek hazırlanan balıklar uzun süre tazeliğini koruyor.


Bakacak Tepesi, dürbünle izlenen tavşanlı ada gibi Amasra Kale'si de yeşilin hakimiyetine karışan maviliğin kışkırtıcı cazibesiyle büyülüyor. Ağlayan ağacın bulunduğu yamaç her daim esintisiyle meşhur olsa da yağışlı havanın da etkisiyle epeyce üşüdük. Nisan ve Mayıs aylarında ağacın yapraklarının su püskürtmesi unvanına haklı bir değer katmış.


Bozulmamış doğası, yeşilin bin bir tonunun yer aldığı yamaçları, serinliği hissettiren havuzları, martıların özgürce dolaştığı kumsalıyla tatilcilerin uğrak yeri olan kasaba misafirperverliğiyle de göz dolduruyor.


İlçe küçük bir alana sığsa da her karışında ayrı bir güzelliğe rastlamak mümkün. Amasra tarihi ve kültürel yapısıyla yılın tüm aylarında ziyaretçi akınına uğruyor. Çekiciler çarşısında yöreye özgü ahşap el sanatları, Devrek'in işçiliğiyle ünlü bastonları çeşitliliğiyle göz dolduruyor.


Müzesinde sergilenen tarihi ve kültürel eserleri görerek Amasra hakkında daha fazla bilgiye sahip olunsa da müzenin tadilatta olması nedeniyle bu güzellikten bu seferliğine uzak kaldık.


Amasra'ya bir kez uğrayan devamını getirir görüşündeyim. En azından ben öyleyim. Her gittiğimde ilk kez gidiyormuşum hissiyatıyla etrafı seyre dalar, gördüğüm güzellikler karşısında da şaşkınlığımı gizleyemem. 

Bahar çiçeklerinin albenisi ruhları okşarken erken saatte uyanmanın sakinliği ve manzaranın eşsiz görselliği iştahları kabartırken amacıma doğru yol alıyorum. Fırına yanaştığımda sokaklara sinen taze ekmek kokusu güzel bir kahvaltının da sinyallerini veriyor.


Sabahın buğusunu anlamlı kılan hüznü konakladığımız sokağa gelince daha fazla hissediyorum. Şehit madencilerin anısına yapılan heykel hayatın gerçeklerini bir biri ardına sunuyor. Bedenlerine, kaderlerine sinen kömür tozunu yüreklerine bulaştırmayan, şehit maden işçilerini rahmetle anıyorum. 

Bir yolculuğu daha istemeyerek sonlandırırken, buruk mutluluğa karışan hüznü de doyasıya yaşıyorum. Amasra tarihiyle, kültürüyle, coğrafi yapısıyla, yeşiliyle, mavisiyle ne kadar övülse ne kadar övünse yine de azdır kanımca. Şimdiden iyi seyirler tabi ki  görmek isteyenlere.

Hiç yorum yok: