1 Ağustos 2017 Salı

Tik tak


Doğanın çekim yasasına hayran olurum bazen. Sen önüne sürülenleri ittirdikçe o da sana doğru geliyor. İnatlaştınız mı ikinizde yere seriliyorsunuz. Ne kadar güç kullanırsanız hedefinize o denli yaklaşıyorsunuz.  Olmadı mı? Düşmeye mahkumsunuz.

Okuduğum bir kitapta bundan bahsediyor. Yaşamındaki zor günlerin izinden uzaklaşmak isteyen kahraman yürüyüşe çıkıyor. Onu gözünüze kestiren bir Çingene ise ansızın eline yapışıp falına bakıyor. Öyle derinden süzüyor ki gözlerini bakışları bile kahramanı korkutmaya yetiyor. Yaşanan sürüncemenin ardından Çingene’nin ağzından vahim kelime dökülüyor:

-“Öleceksin!”

Bir kelime bile insanı yaşatmaya veya ölüme sürüklemeye yetiyor aslında. Hele ki zayıf zamanlarda. Duyuyorsun, görüyorsun ama kolaylıkla itemiyorsun beynini zapt eden düşünceleri. Şimdiki zamanı anı yaşamak, hissetmek güzel ama ya anları yaşamana izin verilmiyorsa?

Tik tak, tik tak. Zaman kendi seyrini değiştirmeden ilerliyor. Ona hükmeden biziz aslında. Yaşadıklarımızla, yaşattıklarımızla, yargılarımızla, sevinçlerimizle, hüzünlerimizle yaşamın can damarına yerleşiyoruz. Kimi zaman kantarın topuzu kaçıyor, anlar yüreğe saplanan anılara dönüşüyor, kimi zamanda yaşanılanlar sıcak bir tebessümle anımsanıyor, yıllar sonra da.

Bir gün öleceğini bilmek insanı çok da korkutmuyor aslında. O bir günün süresi belli değil çünkü. Belli olmayan şeylerse genellikle uzun süreçlidir. “Öleceksin!” yargısı ise başka yorumu çağrıştıramayacak kadar kesin ve kati. Zaman süreci alanı darlaştırarak yeni kararlara zemin hazırlıyor.

Aklıselim şekilde irdelenirse, öleceksin! Yargısı zaman belirtmiyor. Söylenen sözlerin keskinliği zihinde böyle bir algı bırakıyor ve acil kararlar almaya sürüklüyor. Böyle bir durumda yapılacaklar listesi gözden geçiriliyor, diğer insanlarla iletişim düzeliyor, yeri yerler, yeni yürekler keşfediliyor.

İşin garibi insan aslında biliyor bir gün öleceğini. Buna rağmen, öleceğini duymak insanlardaki yaşama şevkini artırıyor. Bakış açısına pozitif bir yaklaşım katıyor, tavrı da tarzı da bir anda değişebiliyor. Diğerlerinin de bu süreçten geçeceğini düşünmek, hoşgörü sınırlarını da artırıyor.

Hal bu ki yaşayacağını bilmek, önündeki zaman sürecini olduğundan daha fazla gösteriyor. O nedenle kırgınlıklar, küskünlükler, ihmalkârlık, zamanın akışına kapılıp kaybolmak gibi meşguliyetler zamanın çok daha ötesine götürüyor. Orada mücadele yok, ölüm kadar yaşam da ciddiye alınmıyor.
Mark Twain, “Ölüm korkusu yaşam korkusundan gelir. Hayatı dolu dolu yaşayan bir insan, her an ölmeye hazırdır.” Der.
Zaman ritminden şaşmayarak aynı hızla devam ederken anlar, bu bulmacanın diğerleri gibi bilinmeyen öznesi.  Belki de en fazla değer verilmek isteneni!

Benim için zaman parçalarının değeri eşit gibi. Anların hayatımda özel bir yeri yok. Böylesi söylemler yaşama dökülmediği müddetçe çağrıştırdıkları zihnimde hafif kalıyor. Anı büyütmek ve çoğaltmak için yaşamak kadar, yaşatmak ve birilerinin yaşamına dokunmak gerekir kanımca.  Aksi halde, “Anı yaşıyorum” Cümlesi kişiye özelse, o vakit adı “bencillik” olur.



*Fotoğraflar, google'dan

20 yorum:

Daha Mutlu Yaşam dedi ki...

Zaman zaman öleceğimizi hatırlamak gerek.Böylece bu kadar analitik bakmanın anlamsız olduğunu görebiliriz.Önemli bir yazıydı.Teşekkürler :)

Kaystros Tyrha dedi ki...

Ölüm insanoğlunun en büyük sırlarından biri. Kişiye göre değişir elbette ama ben ölüm korkusu nedir bilmem sanıyorum. Bunun yaşla ilgisi olabileceğini düşünüyordum. Hani gençken ölüm uzak durur ya insana.Yakınlarımı kaybetmekten endişe duyarım oysa. Yaşım ilerledikçe değişen bir şey olmadı. Belki öbür dünya dedikleri cennet cehennem kaygılarımın olmayışından. Öyle bir kaygım olsaydı terazi hangi tarafa ağır basacak, eyvah zebaniler başıma üşüşecek diye kaygılanabilirdim belki.

Ölümden korkmayışım onu doğal kabul etmekten geçiyor olabilir. Doğduk, yaşadık ve öldük. Sıramızı savdık, sırayı başkalarına verdik. Madem kısa ya da uzun yaşam bize bu imkanı verdi. Ölümden korkmak yerine geride ne bırakacağız, bıraktık diye kendimizi sorguya çekmemiz gerekir belki. Ne yazık ki bir iz bırakmadan arkamızda, biz de öylesine gidenlerden olacağız. Yine de kötü iz bırakmamış olmanın huzuru içinde...

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

İnsanın yaşamında birçok duyguyla yüzleşmesi gerekir ki bunlardan birisi de ölüm. Ondan çok uzakta olduğumuzu bilmek bu kaygıyı çok daha artırıyor. Yaşamak ne kadar ciddi bir eylemse ölmek de öyle olmalı diye düşünüyorum. Bunları yazarken ne kadar objektifim orasını da bilmiyorum. Yaşamımda bu anlamda ciddi safhalardan geçen birisi olarak düşündüğüm şey, söylediğiniz gibi yaşarken yapmak istediklerimizi yapmaya çalışmak.

Bunu sadece kişisel olarak düşünmüyorum, biraz daha büyük çerçeveli ancak doğru söylüyorsunuz iz bırakmadan gidebilmek düşünülmesi gereken şey. Şu anda güncel olarak da bunu yaşadığımızdan garipsenmeyebilir. Çoğumuzun tavrı da bu değil mi zaten? Bana dokunmayan yılan yaşadığı kadar yaşayabilsin.

Görüşleriniz için teşekkürler, Kaystros Tyrha. Sevgi ve selamlarımla...

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

Sevgili Daha Mutlu Yaşam,

Ölümü bazen öyle uzaklara atıyoruz ki. Görmemezlikten gelip, umursamıyoruz. Çok hafife de alınmamalı elbet. Bu aradaki denge hayatın garip cilvesi.

Görüşlerin için teşekkürler. Sevgilerimle.:)

GAMZE AKCAN dedi ki...

Merhaba insan ölümü hatırlayınca daha güzel yaşıyor, daha iyi şeyler yapmaya çalışıyor. Birinin ölümü hatırlatması lazım ara ara...Emeğinize sağlık

Esra Takım dedi ki...

kaleminize sağlık, yine harika bir yazı

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

Sevgili Esra Hanım, çok teşekkür ederim görüşleriniz için. Sevgiler...

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

Gamze Hanım,
Merhaba. Haklısınız, ölüm, yaşama arzusunu artırıyor. Bazen de ölüm korkusu travma nedeni olabiliyor. Sevgilerimle...

bücürükveben dedi ki...

O çingeneye ben olsam "Bilmediğim bir şey söyle" derdim. :)))Zaten öleceğiz yazdığın üzere tek sıkıntı ne zaman öleceğimizi bilmemek. Bilsek fark eder mi? Şimdi çok ilginç bir rüya gördüm, üstüne üstlük bir de telefon aldım, sonra da üç farklı işaret hepsi de aynı şeyi işaret ediyordu: Ben 2017'de öleceğim. Şimdi okuyan herkes belki sen de 'deli mi ne? ya da kuruntu, batıl inanç' diyeceksiniz. Ama asıl ilginç olan şu ben kendimi yine de hazırladım bekliyorum bakalım...2018'de hayatta olursam paranoya yapmışım ya da algıda seçicilik diyeceğim.:))) Güzel bir yazıydı, teşekkürler. Selamlar.

Saadet Uslu dedi ki...

Kaleminize sağlık, yaş ilerledikçe daha çok düşünülüyor ölüm kavramı sanırım

deeptone dedi ki...

ya ben de lafının geçmesinden bile korkarııım :)

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

Saadet hanım, bazen de çok öteleniyor ölüm kavramı. Hepsinden ötesi yaşarken anlamlı bir hayat sürdürmek.

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

İnsan yaşamında kötü bir dönem geçiriyorsa Çingeneye ister istemez kulak verir. Aslında bu sözü duyduktan sonra bile kendiyle o kadar çelişmiş ki. Sevgili Bücürük ve Ben, asıl güzel olanı bundan sonrası. Bu sözleri söyleten aslında kahramanın bir yakını ve bu nokta tam da kırılma noktası. O güne kadar ihmal ettiklerine sıcak bir dönüş ve yaşamı anlamlandırmak için yaptığı güzellikler.

Yok, ben sizinki de hayra yordum. Güzel düşünelim ki her şey güzel olsun. Selam ve sevgilerimle...

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

Sevgili Deeptone,

Herkesin bakış açısı farklı.:)

Kağıt Salıncak dedi ki...

Zamanın kısıtlı olduğunun fark edilmesi, insanı hayallerini yaşamaya itiyor sanırım. :))

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

Sevgili Kağıt Salıncak,

Ölüm bence de yaşama arzusunu kamçılıyor.

nilgün aydın dedi ki...

Selam. Güzel blogunuzu takibe aldım. Bana da beklerim...

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

Görüşünüz için teşekkür ederim. Selamlar...

şeyda nur Dincer dedi ki...

Gercekten güel bir yazı olmuş..

Mukaddes'in Kaleminden dedi ki...

Sevgili Şeyda nur Dincer,
Yorumunuz için teşekkür ederim. Selamlar...