16 Mayıs 2018 Çarşamba

# Denemeler ve gündelik yaşam

Nihavend Peşrevi



















S
aka kuşlarının cıvıltılarına karşılık veremeyecek kadar yorgunum kaç gündür. Bir nevi inzivaya çekilme durumu bu. Kimseden kaçmak niyetinde değilim, kendime yakalanmak istiyorum sadece. Yatağa biraz daha gömüldükçe, sıcaklığına bir süre sonra teslim oluyorum.

Sokak müzisyenlerinin melodileri eşliğinde uyanırken, hoş bir günün ahengi yansıyor balkonuma. Akşamdan kalma dostça bir muhabbetin kalıntıları hala balkonda duruyor. Yıkanmaktan son anda kurtulmuş fincanların kahve telveleri kurumuş. Balkona geçtiğim anda o ana kadar farkına varamadığım doğanın sakinliği hoşuma gidiyor. 

-Mutlu musun? Diyorsun ya. Bende bu aralar çokça soruyorum kendime. Mutluluk benim için konargöçer bir kavram. Seyri biraz da gelişiyle ve bıraktığı etkiyle alakalı. Etkisi uzun sürüyorsa can sıkıntısı bırakıyor ardından.

Toprağın insanı içine çeken kokusu düşüncelerimden ayırıyor bir müddetliğine. Yakın zamanda okumuştum, toprağın kokusunun sebebini. Sevdiklerimizi içine aldığından onlar gibi kokarmış. Doğanın garip bir tecellisi olmalı, yağmurdan sonra toprağın en buğulu hali. Balkonun tavanından sarkan kırmızı gül kümesine dolanmış bal renkli begonvilin  kışkırtıcı güzelliği coşkuyla akıyor birbirine. Kırılganlığını bile seviyorum bu çiçeğin. Dokunduğun an hemen renk değiştiriyor ama bir müddet daha tutunuyor dalında. Zerafetin dirençli halini yansıtır gibi.

Begonvilleri Selmadan aldım. Selma pazarın en bonkör kadınlarından. Çingene ruhunu yansıtır gibi allı güllü, rengarenk çiçekleri. Toprağının hem ırgatı hem de sahibiymiş anlatılanlara göre. İki çocuğu birden üniversiteyi kazanınca o da bahçesinde yetiştirdiği çiçekleri satmaya karar vermiş. Aldığınız her çiçek onu öyle mutlu ediyor ki sanki dünyaya sırf bu iş için gelmiş. Gönlü razı gelmiyor da poşete birkaç fide de kendisinden ilave ediyor. Dedim ya bonkör kadın.

Dallarında pıtırcık gibi patlayan begonviller kuruyunca soluğu Selma da aldım, heyecanla. “Endişelenme, sen sulamaya devam et, yeniden filizlenir.” deyince nasıl da mutlu olmuştum. Umutla suladım çiçekleri. İki ay sonra filizi ilk gören albay müjdeyi vermişti.


Şaşırmadım doğrusu. Albay çok dikkatli. Sabahları ormanda rastladığımız tüm bitkilerin ismini biliyor, ne zaman açacakları hakkında da bilgi sahibi. Ondan çok şey öğreniyoruz. Albay altmış beş yaşlarında. Büyük küçük hepimiz ona Albay diyoruz. Başka bir hitabet onu anlatmaya yeterli olmaz sanki.

Albay, her sabah gün ışımadan kalkar, kilometrelerce yürüyüş yapar. Grubumuzu doğa yürüyüşüne dahil etmesi pek de zor olmadı. Ben hariç. Yürüyüşlere katılmama konusundaki direnişlerimin cılız kalması, ikna kabiliyeti kadar ona duyduğum saygı ile de alakalı. Sorunları çözme konusundaki makul önerilerinin  işe yaraması da  etken olabilir kabullenişimde.

Otoritenin kibarlığa hükmedişini ilk kez onda gördüm. Hedefe ulaşabilmek için denenecek onca yol var demek. Toltsoy, "İnsan, ancak başkaları yararına fedakarca çalıştığı zaman mutlu olabilir." Der. Ne kadar da haklı bir söylem. Albayın tedavilerinin işe yaradığını kendi deneyimlerimle gördüm. Öğrettiği her şey duygularımı da eylemlerimi de içine alarak şifa niyetine geçti. Albay ve ailesi basit bir düzenle tutunmuşlar yaşama. Bu kasabaya geldiklerinde çocukları çok küçükmüş. Kasabalıyla takas usulü paylaşımlarda bulununca büyümeyi asıl anlamda keşfetmişler. O yüzden onlarda çok yok, yokluk ise telafi edilebilir düzeyde. Okudukları gazeteleri okudukları yerde bırakıyorlar, okudukları kitapları da halk kütüphanelerine veriyorlar. Onların evinde fazladan rastlanan bir şey olmadığı gibi kitapta yok.

Doğaya her çıkışımda şaşkınlığım biraz daha arttı. Durağan haliyle, göklere dek uzanan ağaçların hareketsizliğine karşın gölgesiyle, yapraklarıyla canlılara sunduğu faydası inkar edilemeyecek kadar fazla. Durağan bir şeyin bu denli güzel olması ve canlılığıyla etrafa keyif salması insanlara sunulmuş özel bir armağan olsa gerek. Ya sonsuzluk timsali beyaz bulutları ile salınan gökyüzünün asaleti, denizin olumsuzlukları kapatacak kadar derin yanlarına ne demeli? Bu sonsuz ve sınırsızlığa karşın içimizdeki gizemlere meydan okuyan doğanın bakir ve temiz halinden etkilenmemek olası değil.

Doğayı keşfe çıkarken gözlemlediğim, canlılık ve tazelik halisane duygularla yansır her daim gönül defterime. Bir yanım hasretle sılayı anarken, diğer yanım alabildiğine ana döner sıcak yüzünü. Özlemin en yaşanılası yanı, kavuşmanın heyecanı olsa gerek.  Özlenen her kimse veya her neyse…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu sitede yer alan yazıların tamamı, dilimkalemim.blogspot.com’un yazarı Mukaddes’çe Konuşan Satırlar’a aittir. Yazılarımın ve şahsıma ait görsellerin izinsiz olarak kopyalanması ya da kaynak gösterilmeden alıntı yapılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur. Aksine hareket edildiği takdirde, yasal işlem başlatılacaktır.