21 Haziran 2018 Perşembe

Çevresine Güneş Olamayan Evrene Mum Olamaz



Hakikate döndüm yüzümü, sorgulamaktan men ettiğim soruları kendime soruyorum. Birilerinin ha bire bir şeyleri ispat etme cebriyle yüksek perdeden söylemi ne gerçeği ortaya çıkarıyor ne de fikir oluşturuyor zihnimde.

İstenilen bu değil, biliyorum. Yalnız kim ne öğretiyor, kimden ne öğreniyoruz? Ayırımında da değilim. Herkes bir şeyler anlatıyor, söyleniyor ama yüksek sesle yankılanan cümleler ağır perdeden anlatılanlara hükmediyor, sessiz söylemler afaki bir boşlukta sallanıyor.  Bağırarak anlaşılma isteği, atışma, tartışma, ‘sohbet bu olmasa gerek’ diyerek geçiştirdiğim ama anlam veremediğim karmaşık ilişkiler kendini kıyasıya savunanlar ile kabuğuna çekilip avunanlar şeklinde iki farklı tip ortaya çıkarıyor. Sessiz kalmanın getirdiği teslimiyet çoğunlukla kişinin o ana kadar sahiplendiği gerçeklerini bir çırpıda silerek karşı tarafın işine yarıyor. Bu işin anlayamadığım boyutu. Çünkü düşüncelerde kanıt ve ispat katiliğin göstergesi iken susmak da tercih aslında. 

Susarak da cevap verilebilir. Ancak bir kişinin suskunluğundan anlam çıkarabilmek dinlemeye meyilli olan sabırlı kişilerin işidir. Amaç bir şeyleri ifade etmekten öte ispata varıyorsa, uzun uzadıya anlatımlar fikri değil de kişiyi parlatıyor ya da kişiliğini olumsuz yönde etkiliyorsa bu gibi durumlarda sözcükler manasını yitirip kişiye hizmet ettiğinden sessiz kalmak da çözümdür. Zira bazı durumlarda susabilmek olgun bir ruhun göstergesidir.

Göz, kulak ve yürek birlikteliği korunmadığı müddetçe birilerinin bir şeyleri savunması, diğer tarafında onu yargılaması beklenendir çoğu zaman. Savunmak ve yargılamak, bildiklerimize,  bir
başka deyişle doğrularımıza sıkı sıkıya bağlanmamızdan kaynaklanmıyor mu? Halbuki doğruların tek olduğuna inanıp kendi ölçütlerimizle olayları değerlendirmemiz başlı başına çelişki değil midir?

Doğru nedir o zaman? Var mıdır herkesi içine alan bir tanımı? Geçerli bir tanımı bildiğim kadarıyla yok. Yanlış olmayan, diye geçiştirilse de tarifi olmayan bir kavramın benzerinin veya zıttının olmaması gerekir diye düşünüyorum.  O halde yanlışı da aynı ölçütlerde değerlendirmemiz olağan.

Doğru ve yanlış her iki kavramı da tarif edemediğimize göre, eylemlerimizde bir nebze olsun esnek davranmamız gerekmez mi? Kuşkusuz ki yaşamımızı idame ettirirken yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımız, kişi, doğa, canlı bilincimiz, bireysel ve toplumsal görevlerimiz var. Bu oluşumlar ve değerler yıllardır doğru veya yanlış diye nitelediğimiz olguların idamesi olarak varlığını sürdürüyor.  

Onca fikir, bakış açısı, tecrübelerle sınanmışlık varken düşüncelerimizi dayatarak kabul etme isteği, doğrunun bile net tanımı yokken kendimizinkinin en iyisi olduğunu nitelememiz diğer düşüncelere kapalı olduğumuzun göstergesidir. Kaldı ki bu ısrarcılık hayat görüşümüzü daraltan, öğrenme kanallarını tıkayan kendi kendimize vurduğumuz kettir. Bu katilik ve ısrarcılık, aydınlanma sürecindeki en büyük engelimizken çevremize faydamız olduğunu öne süremeyiz. Keza çevresine güneş olamayan evrene mum dahi olamaz.




Etiket: perde, boşluk, susmak, olgun, ölçüt, toplum, ısrar, güneş, sessiz, canlı, tercih
Fotoğraflar: Google alıntı - 22.06.2018-10.50



Hiç yorum yok: