6 Ağustos 2018 Pazartesi

# Denemeler ve gündelik yaşam

İnsanlar ve Mekanlar


İnsanları etkileyen mekanlar olduğu gibi insanların da mekanlarda bıraktığı etki birbirini tamamlıyor. Etkileşme el değmeden de şekillenir, marifetlerin yansıması eşliğinde de olabilir. Şöyle ki doğasıyla meşhur bir alanın insan ruhu üzerine bıraktığı etki ile çorak bir yerin etkisi birbirinden farklıdır. Denizi olan yerlerde en seçkin mekanların sahil kenarlarına kurulması insan ruhuna sunulan başlı başına hizmettir. 

Mekanlarla aramızdaki ilişkiyi etkin kılmak biraz da bizim elimizde. Düşünsenize, canlı renklerin yer aldığı alanlar pozitif duygulara zemin hazırlarken, daha mat ve tamamen koyu renklerle döşenmiş yerler kasvet havası uyandırabiliyor. Ya mekândaki boşluklar? Boşlukların zihnimde yarattığı algı, Kim Ki-Duk’un, Boş Ev filmindeki repliğiyle canlanıyor: “Hepimiz birer boş eviz, ta ki birisi kilidimizi kırıncaya kadar.”

Boşluklar uzun süreli yalnızlığı çağrıştırdığından ürkütüyor beni. Zaten adı da öyle söylemiyor mu? Boşluk, biteviye kocaman ama etkileyici bir şey. Bu hissiyatın ben de bıraktığı izlenim, boşluğunu büyütmek istemiyorsan hemen doldur, mantığıyla anlam kazanıyor. Şayet eşyalara bile yansımış yaşanmışlığım söz konusuysa alelade şekilde istiflediğim odamın ruhaniyetinden şüpheciyim.  Ne o beni doğru dürüst yansıtıyor ne de ben onu.

Güney Koreli Yönetmen, imgelerine anlam kazandırmak istediği, Boş Ev filmiyle içinde kopan fırtınaları sütliman bir şekilde ağırlamış. Kelimesiz bir diyalog, sessiz, sedasız bir aşk, içi doldurulmayı bekleyen sayısızca ev günümüzdeki kalabalıklara nazire edercesine ıssız.  Yönetmen, her yerde asılı duran boşluğu, ruhaniyet ve manevi olguların yüceliğini kahramanları aracılığıyla yansıtmış. Uzakdoğu felsefesinin yalınlık ve sadeliğini aktarırken, mekânlardaki boşluk ile zihinlerdeki boşluk bazı sahnelerde yer değiştirmiş.  Çoğu yerde bu boşlukları anlamsız görmenize rağmen ya da illa ki anlam yüklemeye çalışırken baştan beri yansıtılan şeyin hayal olduğunu fark ettiğinizde yanılgının çekiciliği imgeleri zihninizde güçlü kılıyor.

Gerilim filmlerinde yer alan mekanlar ise ıssızlık ve tenhalık kavramını farklı şekilde yorumluyor. Aksiyon sahnelerini gerçekçi yansıtmak için tekin olmayan yerlerdeki mekanlar yönetmenlerin işlerine yarıyor, ya da kendi amaçları doğrultusunda bu yerleri işliyorlar. Labirent gibi iç içe girmiş odalar, mahzenler, tavan araları, ahşap zeminlerin çıkardığı gıcırtılı sesler sanki buralarda birileri yaşamış da başına kötü şeyler gelmiş izlenimi oluşturuyor. Hal böyle olunca da mekanlar kurgunun oluşmasına bire bir fayda sağlıyor. İnsan zihninin bedende de yarattığı gerilime seslendirmelerde dahil olunca bu tuhaf çelişki tamamlanıyor.

Mekanların insanlar üzerindeki baskısını anlatırken, korkuyu makul düzeyde konu edinen Gulyabani romanı ise önyargılarımıza, saplantılarımıza tabiri caizse neşter vuruyor. Hüseyin Rahmi Gürpınar, romanında korkuyu doğal biçimiyle ele alıyor, ancak yarattığı etkinin büyüklüğünü düşündükçe akıl ve mantığı da elden bırakmayarak üstüne gidiyor. Hayalet dediğimiz uydurmasyon olguyu mizahi bir şekilde alaşağı ederken tekin olmayan mekan algısını bir nebze de olsa insan zihninden uzaklaştırıyor.

İnsan ve mekanların iç içe geçmiş yaşam döngüsünü ve etkilerini düşündükçe, birbirleri üzerinde bıraktıkları etkilerin güçlü olması beklenilen bir durum. Basit bir deyişle, insanlar mekanları oluşturuyor, keşfedilen mekanlar da farklı kişilerle doluyor. Birinin diğerini tamamladığında ortaya çıkan birliktelik aralarındaki ilişkiyi güçlendiriyor da.

- Keyifli Okumalar -



Etiket: Şekil, ruh, mekan, boş, imge, ıssız, zihin, zemin, gerilim, güç
Fotoğraf: Google

6 yorum:

Handan dedi ki...

Mekanlara olan bakış açımız hem ruh halimizle hem de geçmişimizle de çok alâkalı. Öylesine birbirine geçmiş ki her şey :)

Huzurlu, mutluluk veren mekânları huzurlu mutluluk veren kişilerle paylaşacağımız nice güzel anlarımız olsun :)

SevKoz dedi ki...

O mekanlarda kiminle ve nasıl bir duygu durumunda Olduğumuz o mekana anlam katıyor... Mekan bizden aldığı ışığı yansıtıyor adeta

Esra Takım dedi ki...

mekanlara orada yaşayan kişilerin zevki yansıyor, güzel objelerle bezenmiş evleri çok severim.

Kadriye Zihni Erdem dedi ki...

Bazen susup iyice dinlesem mekanın anlattıklarını, biriktirdiği anıları duyacakmışım gibi geliyor bana.

Bazen duyduğumu düşünüyorum.

Bazen duyulduğumu...

Sevgiler

bücürükveben dedi ki...

Kim olduğumuz ve hangi mekanlarda yaşadığımız çok güzel bir konu seçmişsin, bazen gözlerim dalar ta çocukken yaşadığım mekanlara dalar giderim bilmem herkeste olur mu aynısı? Mutlu olduğum bir anı yaşatır o mekanı hatırlamak. Eline sağlık Mukaddes'ciğim. O filmi merak ettim bu arada...

Mukaddes'çe Konuşan Satırlar dedi ki...

Sevgili arkadaşlarım, yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Sevgi ve selamlarımla:)

Bu sitede yer alan yazıların tamamı, dilimkalemim.blogspot.com’un yazarı Mukaddes’çe Konuşan Satırlar’a aittir. Yazılarımın ve şahsıma ait görsellerin izinsiz olarak kopyalanması ya da kaynak gösterilmeden alıntı yapılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre suçtur. Aksine hareket edildiği takdirde, yasal işlem başlatılacaktır.